TEKİNSİZ MECRA:
Kamusal Alanın Çöküşü ve Dijital Kamusal Alanın Kimliği Yeniden İnşası
Dijital çağda kimlik, artık bireyin yalnızca kendi iradesiyle kurduğu bir anlatı olmaktan çıkmış;
algoritmalar, veri izleri ve ara yüzler tarafından sürekli olarak yeniden tasarlanan bir yapıya dönüşmüştür. İnternet, fiziksel kamusal alanların işlevlerini üstlenen sınırsız bir dijital mecra yaratırken, bu alan aynı zamanda bireyin nasıl göründüğünü, neyi hatırladığını ve nasıl
algılandığını belirleyen algoritmik bir mimari üretmektedir. Bu çalışma, dijital kamusal alanın yükselişiyle birlikte fiziksel kamusal alanın çöküşünü ve bu paralel dönüşümün bireyin kimliği üzerindeki etkilerini eleştirel bir perspektifle incelemektedir.
Eser dijital kamusal alanın yükselişiyle birlikte fiziksel kamusal alanın
çöküşünü ve bireyin bu dönüşüm içinde yeniden şekillenen kimliğini ele alan gerilimli bir karşı duruş niteliğindedir. Renkli, hızlı ve çekici bir dijital evrenin ardında, kimliği metalaştıran ve belleği yeniden yazan bir sistem bulunmaktadır. Dijital sanat, bu sistemi yalnızca temsil etmekle kalmadığı gibi algoritmik gerçekliği görünür kılarak toplumsal bir itiraz
alanı da yaratır. Bu çalışma, tam da bu itirazın görsel ve işitsel bir ifadesi olarak konumlanmaktadır.